Bireysel Terapi

Bireysel terapide, hedefler bireyin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Bireyin problemlerine ve ihtiyaçlarına göre terapi sürecinin uzunluğu değişmektedir. Yaşanan problemlerin kaynaklarının keşfedilmesi ve bunların üstesinden nasıl gelinebileceği üzerinde çalışılır. Terapide hedef, terapi sürecinde bireyin sorunlarıyla baş edebilme becerilerinin geliştirilmesi ve kişinin kendi kendisinin terapisti olmasını sağlamaktır.

Bireyin yaşadığı sıkıntılar iş, özel, aile, sosyal yaşantısını da çoğunlukla olumsuz etkilemektedir. Ancak terapide bireyin yaşadığı sıkıntılar üzerinde çalışıldığında bu alanlarda da değişimler kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Bireysel terapide çalışılan konulara örnek olarak; öfke kontrol problemi, takıntılar,obsesif düşünceler, sosyal fobi, ölüm korkusu, performans kaygısı, depresyon, panik atak, travma sonrası stres bozukluğu, özgüven problemi, uçak fobisi, insan ilişkilerinde yaşanan sıkıntılar gösterilebilir.

 

Panik Atak Tedavisi

Panik atak, kişiyi korkuyla kuşatır. Kalp çarpıntısı, ateş basması, titreme, üşüme, hızlı nefes alıp verme, nefes alamama gibi bazı fiziksel belirtiler ve tekrarlayan rahatsız edici düşünceler ortaya çıkar. Tekrarlayan rahatsız edici düşünceler çoğunlukla; ‘ Boğuluyorum’, ‘Ölüyorum’, ‘Kontrolümü kaybediyorum’, ‘ Bayılacağım’, ‘Nefes alamayacağım’ şeklinde ortaya çıkar.

Bu ataklar, bazı bireylerde günde birkaç kez görülürken, bazen de ayda bir olmak üzere daha nadir görülebilmektedir. Panik bozukluğu olan kişiler panik ataklarından ötürü dehşete kapılırlar. Bir sonraki atağın ne zaman geleceği konusunda sıkıntı yaşarlar ve beklenti kaygısı hissederler. Kişi, panik ataklarıyla baş edebilmek için hayatında bazı davranışsal değişiklikler yaparlar. Bu değişikliklere örnekler verecek olursak;

  •    Daha önce yaptıkları birçok şeyi yapamaz hale gelebilirler.
  •    Dışarı çıktıklarında yanında su taşıma, ilaç taşıma,
  •    Sinemalara ve kapalı yerlere gidememe ya da hep çıkışa yakın oturma,
  •    Panik duygularıyla baş edebilmek için alkol içme,
  •    Dışarı çıktığında yanında birinin olmasına ihtiyaç hissetme,

   Panik atağı belirtilerinden uzaklaşabilmek için, dikkatini başka aktivitelere verme gibi kaçınma davranışları görülmektedir. Bu kaçınma davranışları da panik bozukluğun sürmesine katkıda bulunur. Kişinin sadece o anda geçici olarak bir ölçüde rahatlamasını sağlar.

Panik Bozukluğun tedavisinde Bilişsel Davranışçı Terapi yöntemi uygulanmaktadır. Bu bozukluğu yaşayan kişilerin çok büyük bir kısmı tedaviden fayda görür, yine çok büyük bir bölümünde panik atağın belirtileri hiç kalmaz ve hayatları boyunca bu belirtilerle karşılaşmazlar. Ayrıca panik atağın tedavisinde EMDR tekniğini de oldukça etkili bir yöntemdir. Eğer bu bozukluğu yaşıyorsanız tek yapmanız gereken kendinizi korumanız için uzman desteği almayla ilgili sadece bir adım atabilmenizidir. Gerisi zaten bu konuda uzman bir terapistle yapacağınız çalışmalarla sizi istediğiniz sonuca götürecektir.

 

Öfke Kontrol Problemi

Öfke duygusunun hissedilmesi üzülmek, mutlu olmak kadar doğal bir durumdur. Hatta bazı durumlarda öfkelenmemiz kendimizi ve yakınlarımızı korumamızı, önlem almamızı sağlar. Peki nasıl öfke hayatımızda bir sorun haline gelir? Öfkelenmemiz iki şekilde hayatımızda bir sorun oluşturmaya başlar.

İlki, bir çok bireyde gözlemlediğimiz kişinin öfkelendiği durumlarda öfkesini ifade etmemesi, susarak, küserek öfkesini kendi içine yöneltmesi durumudur. Bu bireylerde fiziksel hastalıklar ortaya çıkar. Örneğin; mide rahatsızlıkları, cilt problemleri en sık görülenler arasındadır.

Bir diğer durumda; öfkelenen kişi saldırgan davranışlar gösterir, bağırır, kırıcı sözler söyler, sevdiklerine ve kendine zarar verir. Bu bireylerde de ilişkilerinde bozukluklar ortaya çıkar. Evlilikleri, arkadaş ilişkileri, çocuklarıyla olan ilişkileri zarar görür.

Bireyin öfkesini kontrol edebilmesi için, bu duygusunu uygun bir şekilde, karşısındakinin onu gerçekten duymasını sağlayacak şekilde ifade edebilmesi gerekir.

Merkezimizdeki öfke kontrolü çalışmalarında; bireylere öfkenin sağlıklı ifade edilmesi ile ilgili teknikler öğretilir, öfkenin ortaya çıkmasında gerçekte görünenin dışında başka kaynaklar, nedenler varsa tespit edilir ve bu nedenlerle ilgili çalışmalar yapılır. Bilişsel davranışçı terapi tekniği öfke kontrolünde en sık uyguladığımız yaklaşımlardan biridir.

 

Obsesif Kompulsif Bozukluk

Obsesif Kompulsif bozukluğu yaşayan kişilerin hayatı bir çok alanda sınırlanır. Zamanla yaşadıkları belirtiler nedeniyle hayattan zevk almamaya, ilişkilerini sınırlandırmaya başlarlar.

Obsesif düşünceler;

1) Kişinin kontrolü dışında ortaya çıkan belirgin bir kaygı ve sıkıntıya neden olan tekrarlayıcı ve sürekli düşünceler ya da imajlardır.

2) Düşünceler ya da imajlar gerçek yaşam sorunları dışında da duyulan aşırı üzüntü ve kaygılar olabilir.

3) Birey, bu düşüncelerden kaçmaya, düşünmemeye çalışır, ancak bu işe yaramaz, düşünceler gelmeye devam eder.

Kompulsif davranışlar;

1) Kişi, aklına gelen düşüncelere tepki olarak yapmaktan kendini alıkoyamadığı tekrarlayıcı davranışlar (örn; defalarca bir şeyin kapalı olup olmadığını kontrol etme, birçok kez bir şeyi yıkama, eşyaları ya da işleri düzenleme, düzeltme) ya da zihinsel eylemler (örn; bazı sözcükleri tekrarlayarak söyleme, nesneleri sayma,) vardır.

2) Bu davranışlar ve zihinsel eylemler, sıkıntının geçmesi için yapılır; ancak bu davranışlar, zihinsel eylemler korunulması düşünülen olgularla gerçek anlamda ilişkili değil ya da çok fazla bir seviyededir.

Obsesif Kompulsif Bozuklukta görülen bu düşünce ve davranışlar kişinin hayatının birçok alanında işlevselliğinin bozulmasına neden olur. Tedavide temel hedef, kişinin aklına gelen düşüncelere olan inancının azalması ve terapi de ilerleyen süreçte artık bu düşüncelerin hiç gelmemesi ile istenmeyen davranışların ortaya çıkmamasıdır.

2) Obsesif Kompulsif Bozukluk kişi bu davranışları ve zihinsel eylemleri yaşadığı sıkıntının geçmesi için yapar fakat bu davranış ve zihinsel eylemler korunulması istenen şeylerle ilişkili değil yada aşırı bir seviyededir. Obsesif Kompulsif Bozuklukta görülen bu düşünce ve davranışlar kişinin hayatının birçok alanında işlevselliğinin bozulmasına neden olur. Tedavide temel hedef, kişinin aklına gelen düşüncelere olan inancının azalması ve terapi de ilerleyen süreçte artık bu düşüncelerin hiç gelmemesi ile istenmeyen davranışların ortaya çıkmamasıdır.

 

Depresyon Tedavisi

Depresyon, yüzde yüz tedavisi olan bir hastalıktır. Toplumda sık görülen bir hastalık olan depresyonun yaygınlığı yapılan araştırmalara göre %8 ile 12 arasında değişmektedir. Hafif, orta ve ağır düzeylerde görülebilir. Depresyon, depresif, mutsuz bir duygudurum ve ilgi kaybı, zevk alamama belirtileriyle görülmektedir. Bunların yanı sıra depresyon belirtileri kilo kaybı ya da kilo alımının olması, uykusuzluk ya da aşırı uyku halinin varlığı, yorgunluk, enerji kaybının olması, değersizlik, mutsuzluk, suçluluk duygularının olması, dikkatte azalma, cinsel isteksizlik,konsantre olamama, bazen de ölüm düşünceleri şeklinde görülmektedir.

Depresyondaki kişinin kendine, geleceğe ve diğer insanlara yönelik olumsuz düşünceleri vardır. Bu yüzden de kişinin hayatının kalitesi, verimliliği düşer, çevresi ile ilişkileri bozulur, iş performansı olumsuz yönde etkilenir.

Depresyon tedavisinde etkinliği tüm dünyada kabul edilmiş olan Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımı kullanılmaktadır. Eğer depresyon tedavi edilmezse kronikleşebilir.

 

Depresyona Yakalanma Riski

Bir insanın hayatı boyunca depresyona girme riski yüzde 15 olmakla birlikte, bu oran kadınlarda yüzde 25’e kadar çıkmaktadır. Tüm toplumlarda kadınların depresyon hastalığını yaşama riski erkeklere nazaran iki kat daha fazla olmaktadır. Hormonlara bağlı olarak, gebelik, doğum sonrası ve menopoz dönemleri, kadınların depresyona girme riskini tetiklemektedir. Kısırlık tedavisi (infertilite) gören kadınlarda bu oran iki-üç kat artmaktadır.

Çocuklar ve yaşlılarda da depresyon görülmekle birlikte hastaların yarısı 20 ila 50 yaş arasındadır. Boşanmış çiftler ve yalnız yaşayan kişilerde, evlilere göre depresyon daha sık görülmektedir. Sosyal çevre, kültürel etkenler ve ekonomik durumla depresyon arasında herhangi bir ilişki kurulamamıştır.

 

Psikolojik Travma

Psikolojik Travma Nedir?

Beklenmedik bir şekilde gerçekleşen, bugünümüzü etkileyen, yoğun bir şekilde olumsuz duygular yaratan durumlara psikolojik travma denir. Örnek vermemiz gerekirse, , doğal afetler, tecavüz, trafik kazası, fiziksel şiddet gibi olayların yanı sıra aldatılma, aşağılanma, sevilen bir insanın kaybı, çocukluk döneminde babanın evi terk ettiği an da örnek olarak sayılabilir.

 

Her olumsuz olay travma etkisi yaratır mı?

Olayın travmatik olup olmadığı tamamen bunu yaşayan kişiye bağlıdır. Karşıdan karşıya geçerken son an da arabanın hızla geldiğini fark edip kenara kaçabilen kişi bunu hayatına bir tehdit olarak algılamakta ve bu olay kişi de travmaya neden olabilmektedir. Bu kişi artık karşıdan karşıya geçerken çok ciddi sıkıntılar yaşamaya başlar. Mümkün oldukça caddelerden yalnız geçmek zorunda kalmamak için elinden geleni yapmaya çalışır. Aynı durumla defalarca karşılaşan başka bir kişi bu durumundan etkilenmemektedir. Dolayısıyla o kişi de bu deneyim travmatik bir yaşantı oluşturmaz. Yaşanan olayın travmatik olup olması bazı durumlarda kişiye bağlıdır. Eğer bireyin bedensel bütünlüğüne, yaşamına bir tehdit söz konusu ise bunu herkes travma olarak yaşayıp, etkilenecektir.

 

Travma sonrasındaki psikolojik süreçler nelerdir?

Travma sonrası ilk dönemlerde 3 duygu yoğun olarak görülür. Bunlar; öfke, korku, üzüntüdür. Eşinden tokat yediği gün kişide travma etkisi yarattıysa öfke duygusunu hissedecektir. Evinde hırsızla karşılan bir kişi yine tekrar olursa diye düşünerek korku hisseder. Sevdiği bir yakınını kaybeden kişi üzüntü hissedecektir. Bunların yanı sıra kaygı, suçluluk, inkar, panik, hayal kırıklığı görülebilir. Fiziksel belirtiler; mide bulantısı, kusma, yorgunluk, kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı, titreme, bayılma hissi, baş dönmesi, baş ağrılarıdır.

Zihinsel tepkiler; ilk şok, bellekle ilgili sorunlar, dikkatsizlik, kabuslar, araya giren düşünceler, yönünü bulamama, eskileri hatırlayamama, sorun çözememe, yanlış kararlar, uyku bozukluğudur.

Davranışsal tepkiler; Kendini geri çekme, kıpır kıpır olma, ani davranışlar, alkol ve madde alımı, çabuk tepki verme, başkalarını suçlama, yeme sorunları, kolayca korkmadır.

Sosyal Tepkiler; iş-okul, arkadaşlık ve evlilik ilişkilerinde bozulma, insanlardan uzaklaşma, aşırı yargılayıcı ve suçlayıcı olma, her şeyi kontrol altında tutma isteğidir.

 

Ne zaman bir uzmana gitmemiz gerekir?

Yaşanılan olayın üzerinden en az 3 ay geçmesine rağmen bu tepkilerin bir kısmı sürekli olarak devam etmişse ve bu yaşadıklarınız çevrenizdeki kişilerle ilişkilerinizin bozulmasına yol açıyorsa Travma Sonrası Stres Bozukluğu diyebiliriz. Bu durumda, profesyonel bir yardım almayı önemsemeliyiz.

 

Travma Sonrası Stres Bozukluğunu nasıl tedavi edilir?

Herkesin hayatında büyük küçük travmatik yaşantılar vardır. Genellikle bir çok psikolojik problemin altında geçmişteki travmatik yaşantıların olduğunu görmekteyiz. Kişinin yaşadığı travmatik yaşantıların ileride psikolojik bir probleme neden olup olmayacağı travmatik yaşantıların ne zaman olduğuna, ne kadar sürdüğü, olumsuz yaşantının kişi için ne anlama geldiği, travmatik yaşantı sonrası kişinin çevresine adapte olup olamadığı, çevrenin desteği gibi değişkenlere bağlıdır.

Travmanın tedavisinde Bilişsel Davranışçı Terapi en sık kullanılan tekniklerdir.

 

Fobiler Ve Tedavisi

Özgül Fobi, Bir nesne ya da durumdan çok korkma ve bu nesne ya da durumdan kaçınmadır. Yetişkinler bu korkularının mantıksız olduğunu bilirler.

Özgül Fobi Tanı koyulabilmesi için, bu korkunun kişinin hayatında birçok alanda olumsuz etkileri olmalıdır. Kişinin iş hayatı, gündelik yaşamı, sosyal ilişkilerinde birtakım sorunlara yol açar ve ayrıca bu korkunun belirgin bir sıkıntı yaratması gerekmektedir.

Özgül fobiler oldukça sık görülen rahatsızlıklardır ve toplumun yaklaşık olarak %10’unda görülmektedirler. Özgül fobilerin çok az bir kısmı tedavi olmadan, kendiliğinden ortadan kalkarlar.

En sık karşılaşılan özgül fobiler :

Yükseklik korkusu (akrofobi) : Yükseklik korkusu olanlar, yüksek yerlerde, yapılan yüksek katlarında olmaktan korkarlar. Böyle bir durumla karşılaştıklarında kaygılarla ve birtakım fiziksel belirtiler hissedebilirler.

Hayvan fobileri : Arıdan, kediden, köpekten veya diğer hayvanlardan korkma durumu olur.

Asansör fobisi : Kişi asansörde kapalı kalmaktan korkar ve asansöre binmekten kaçınır.

Uçak fobisi : Uçuş esnasında kişide panik atağı oluşabilir. Bu fobi türü çok sık görülen bir korkudur. Kişi uçağın düşmesinden, uçaktan dışarı çıkamamaktan ya da uçağın kaçırılacağından korkar.

Hastalık fobisi : Kişi ciddi bir hastalığa yakalanacağından korkmaktadır. Kalp hastalıkları ve kanser gibi hastalıklardan genellikle korkulmaktadır. Hastalık hastası” hipokondriazis”hastalığından farklıdır. Fobide, kişi hastalığa yakalanmaktan korkar. Hastalık hastalığında kişi, bir hastalığı olduğuna inanır.

Doktor ya da diş hekimi fobisi : Bu fobide, kişi doktorun ya da diş hekiminin acılı, ağrılı bir işlem yapmasından korkar. Bu yüzden kişi tedaviden kaçınır, doktora gitmeyi erteler.

 

Fobilerin tedavisi psikoterapiyle mümkündür. Fobinin tedavisi diğer kaygı bozukluklarına göre tedavisi daha kolaydır. Çoğunlukla fobinin tedavisi kısa bir sürede sonuçlanır. En etkin tedavi yaklaşımı, bilişsel-davranışçı terapidir. BDT tekniğiyle, kişinin korktuğu nesne ya da duruma karşı duyarsızlaşması sağlanır.